İnandığımızı gerçekten yaşıyor muyuz?
Hepimizin inançları vardır. Değerlerimiz, yemin ettiğimiz ilkelerimiz… Ancak şu soruyu kendimize sormadan geçemeyiz: İnandığımızı gerçekten yaşıyor muyuz?
Sözler çok kolay. Ancak gerçek sınav, eylemlerimizde gizlidir. Kibarlık üzerine konuşmak kolaydır, ama trafikte sinirlenmek işin başka bir boyutudur. Çevreci olmayı savunmak, ama kolayca sürdürülebilirlikten vazgeçmek de ne kadar kolay… Sağlıklı yaşamı savunmak, ama abur cuburla beslenmek, işte gerçek çelişki. Aynı şekilde Müslüman olmak ama namaz kılmamak, inandığınız Tanrı'nın emirlerini görmemezlikten gelmek, en derin çelişkidir. İnançlarınızla tam zıt bir şekilde yaşamak, aslında tüm yaşamınızı bir yalan gibi hissettirebilir.
Bu tür çelişkiler, hepimizin zaman zaman karşılaştığı şeylerdir. Çünkü biz insanız ve doğamız gereği bazen söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki uçurumu fark etmeyebiliriz. Ancak burada asıl önemli olan şudur: Eylemleriniz, ne söylediğinizden çok daha yüksek sesle konuşur.
Yalnızca sözler değil, gerçekten yaşadığınız şeyler sizi tanımlar. Kibarlığı bir değer olarak kabul ediyorsanız, ama her fırsatta sabrınızı yitiriyorsanız, bu sadece bir çelişki değil, aynı zamanda bir kayıptır. İnançlarınızı yaşamak demek, mükemmel olmak demek değildir. Aksine, yavaşça ve sürekli olarak, inançlarınıza uygun küçük ama anlamlı adımlar atmak demektir. Tutarlılık, niyet ve o niyeti her gün eyleme dökmek… Kendi içinde küçük ama büyük anlamlar taşıyan adımlar.
Herkesin gözü önünde cesaret göstermek kolaydır, ama kimse yokken doğruyu yapmak, o en zor anlarda bile doğru kararları almak, işte bu gerçek bir sınavdır. Rahatlık yerine cesareti seçmek, kolaylık yerine dürüstlüğü tercih etmek, popülerlik yerine amaç peşinden gitmek… Herkesin yaptığı gibi yapmak kolaydır. Ancak gerçek özgünlük buradadır. Bu seçimler size pahalıya mal olabilir, ama sonunda size değerli bir şey kazandırır: İç huzur ve özgünlük.
İnandığınız şeyleri yaşamak, daima kolay olmayacaktır. Karşılaştığınız zorluklar, rahatlık ve fırsat kayıplarıyla sonuçlanabilir. Ama tüm bu sıkıntılar, sonunda size paha biçilmez bir şey kazandırır: Doğru olanı yapmanın verdiği içsel tatmin, anlam dolu bir yaşamın keyfi.
Şimdi kendinize sorun: Gerçekten neye inanıyorsunuz? İnanarak yaşadığınızı düşündüğünüz her şeyin hayatınızdaki yansımasına bakın. Bunu sadece söylemekle yetinmeyin, gerçekten yaşayın. İnanmadığınız şeyleri de bu kadar samimi şekilde yaşamak, sizi başkalarına ve hatta kendinize karşı bile dürüst tutamaz. Kimseyi kandıramazsınız, kendiniz hariç.
Ve unutmayın: "Eylemleriniz öyle yüksek sesle konuşuyor ki, ne söylediğinizi duyamıyorum."
Eylemleriniz, sözlerinizi ne kadar yansıtıyor? Gerçekten inandığınız şeyleri yaşamaya cesaret edebiliyor musunuz?
Hayatınıza bir bakın, inandığınız değerleri yansıtan seçimleriniz var mı? Yoksa sadece büyük laflar mı ediyorsunuz? Bu soru yalnızca bir sorgulama değil, aynı zamanda bir yolculuktur. Bir şeyin içinde gerçekten var olabilmek için, öncelikle onu gerçekten yaşamalısınız.